Relate İndir, İyi Hissetme Yolculuğuna Hemen Başla!

Göç Psikolojisi Nedir ve Göç Sürecinin Psikolojik Etkileri Nelerdir?

Göç Psikolojisi Nedir ve Göç Sürecinin Psikolojik Etkileri Nelerdir?

31/1/2025
Yazan:
Psikolog Alara Tanfer
Düzenleyen:
Klinik Psikolog Rengim Lal
Göç Psikolojisi Nedir ve Göç Sürecinin Psikolojik Etkileri Nelerdir?

Göç psikolojisi, göç eden insanların duygusal, bilişsel ve davranışsal süreçlerini inceleyen, psikolojinin özellikle son yıllarda hızla gelişen bir dalına deniyor. Gerek iş, gerek eğitim, gerek aile, gerekse kişisel motivasyonlar sebebiyle şehir veya ülke değiştirmenin daha sık görüldüğü günümüz dünyasında göç psikolojisi konusunda gittikçe daha fazla bilimsel araştırma yapılıyor ve bu konu daha fazla konuşuluyor. Psikolojinin bu dalı, insanları göç etmeye motive eden nedenleri, göç sırasında veya sonrasında karşılaştıkları duygusal ve bilişsel zorlukları ve adaptasyon süreçlerini ele alıyor.

Yeni bir ülkeye taşınmanın heyecan verici tarafları olsa da veya toplum bu deneyimi olumlu bir süreç olarak görme eğiliminde olsa da göç sürecinin zorlayıcı tarafları da bulunuyor. Bu bağlamda göç psikolojisi aynı zamanda göçün kimlik oluşumu ve sosyal ilişkilerimiz üzerindeki etkilerini, psikolojik dayanıklılığımızı, göç deneyimi sonucunda gelişebilecek psikolojik sorunları ve bu sorunlar karşısında alabileceğimiz önlemleri konu alıyor. Bu konuları işlerken aile yaşamımız, kültürel gerçeklikler ve politik ortamı göz önünde bulunduruyor.

Göç Sürecinin Psikolojik Etkileri Nelerdir?

İster zorunluluktan ister gönüllü olarak gerçekleşmiş olsun, göç sürecinin önemli psikolojik etkileri bulunuyor. Bu etkiler bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu bazı faktörler tarafından şekilleniyor: 

  • Göçün gerçekleştiği şartlar
  • Göçü motive eden sebepler
  • Göç edilen yerde karşılanma şekli
  • Göç edenlerin psikolojik, sosyal ve fiziksel kaynakları 
  • Kültürel entegrasyon süreci 
  • Göç edenlerin kişilik özellikleri 
  • Yasal süreçler 

Göç, ne kadar istenmiş veya hazırlanılmış olursa olsun, çoğunlukla bilinmezliğin getirdiği bir stres bu sürece eşlik ediyor. Hatta göç etmek zorunda bırakılan kişiler için göç deneyimi kimi zaman travmatik bir şekilde gelişebiliyor. Bu durumda genellikle göç eden kişiler yaşamlarını tehdit eden ve şiddet içeren sebeplerle ülkelerini terk etmek zorunda kalabiliyorlar. 

Bir diğer yandan, göç istekli bir şekilde gerçekleşiyor veya kişi olumlu şartlarda yaşıyor olsa da stres, hüzün, kaygı gibi duyguları deneyimleyebiliyor veya bu durumu travmatik bir şekilde deneyimleyebiliyor. Kişinin ailesinden veya sevdiklerinden ayrılması, belirsizliğin getirdiği stres, adaptasyon güçlükleri, yalnızlık hissi gibi faktörler de göç psikolojisini olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. Hatta kimi zaman bu etki kişinin psikolojik sağlığı üzerinde uzun süreli etkiler bırakabiliyor. 

Kültürel Şok

Göç sürecinde yeni bir ülkeye, şehre veya kültüre adapte olurken kültürel şok deneyimlemek oldukça sık karşılaşılan bir durum. Bu durum, kişinin alışık olduğu bir dizi değer, norm, işleyiş ve sosyal dinamiklerden farklı bir gerçeklikle karşılaşması sonucunda gerçekleşiyor. Alışık olduğumuz, yaşamımızda ve ilişkilerimizde yönümüzü belirlemek için kullandığımız referans noktaları değişince kendimizi kaybolmuş ve endişeli hissedebiliyoruz. 

Kültürel şok genellikle yeni bir yerde yaşamaya başlamanın getirdiği heyecandan ve ilk günlerin koşuşturmacasından sonra ortaya çıkıyor. Yaşam biraz daha sakinleştiğinde içinde bulunduğumuz şartları, sosyal dinamikleri ve genel itibariyle yeni hayatımızı daha net fark etmeye başlıyoruz. Bu farkındalık ile birlikte şaşkınlık ve aidiyet duygusunun kaybolması gibi duyguları deneyimleyebiliyoruz. Fakat bu süreç genellikle kalıcı olmuyor. Bir süre sonra yeni kültürün sunduğu farklılıkları anlamaya ve kabul etmeye başlıyoruz. Zamanla yeni kültürel ortama uyum sağlıyor ve yaşamımızda bir denge bulmaya başlıyoruz.

Yalnızlık ve Aidiyet Eksikliği

Çok insani ve evrensel bir deneyim olsa da yalnızlık ve aidiyet eksikliği psikolojik refahımızı önemli ölçüde etkiliyor. Bu duygular iyilik halimizi, sosyal ilişkilerimizi ve adaptasyon sürecimizi yakından ilgilendirdiği için göç psikolojisi alanında sıklıkla ele alınıyor. 

Yalnızlık duygusunu, arzu ettiğimiz ve gerçekte karşılaştığımız sosyal ilişkiler arasında ciddi bir fark olduğunda deneyimliyoruz. Kendimizi yalnız hissetmemize yalnızca fiziksel olarak yalnız olmamız neden olmuyor. Kimi zaman etrafımız insanlarla çevrili olduğunda bile kendimizi yalnız hissedebiliyoruz. Bu durumda yalnızlık; aynı değerleri, aynı kültürel referansları veya aynı geçmişi paylaşmamızdan kaynaklanıyor. 

Aidiyet eksikliği ise kendimizi içinde yaşadığımız yeni toplumla özdeşleştiremediğimizde veya o toplumun içerisinde kendimizi yabancılaşmış veya dışlanmış hissettiğimizde ortaya çıkıyor. Aidiyet eksikliğinin yalnızlıkla yakından ilgili olduğunu görüyoruz. Kendimizi yaşadığımız yere ve kültüre ait hissetmediğimizde bu duyguya yalnızlık duygusu da eşlik ediyor. Bu iki duyguyu birlikte deneyimlediğimizde mental olarak zorlanabiliyor, psikolojik refahımızda bir düşüş gözlemleyebiliyoruz. 

Stres ve Kaygı

Stres ve kaygı, çevremizde algıladığımız zorluk veya tehditlere karşı verdiğimiz psikolojik ve fizyolojik birer tepki olarak tanımlanıyor. Aslında özünde bu iki duygu yaşama hazırlanmamızı, tehditlere karşı önlem almamızı ve zorluklara adapte olmak için yollar bulmamızı sağlıyor. Fakat bu duygular kronik bir hal aldığında veya yüksek yoğunlukta olduğunda hem psikolojik hem de fiziksel sağlığımızı olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor.

Göç deneyimi içerisinde duyduğumuz stres ve kaygının başlıca nedenleri arasında yasal statüyle ilgili süreçler, belirsizlik, yeni bir kültüre uyum sağlama, aile ve arkadaşlardan ayrı kalma ve farklı bir ortamda yeniden bir hayat kurma hali yer alıyor. Kimi zaman iş ve barınma imkanları da stres seviyemizin artmasına neden olabiliyor. İhtiyacımız olan sosyal desteği bulamadığımızda ve yalnız hissettiğimizde ise stres seviyemiz daha da artıyor. Çünkü hayatın karşımıza çıkardığı zorluklarla baş etmekte normalden daha fazla zorlanıyoruz. Deneyimlenen bu stres, kimi zaman da kaynağını yabancı dile bağlı engellerden alabiliyor. Kendimizi rahatça ifade edememek veya bize söylenenleri tam olarak anlayamamak stres seviyemizi artırabiliyor. Yabancı bir dilde konuşmakta yeterince rahat hissetmediğimizde evden dışarı adım atmak bile daha zor bir hal alabiliyor. Dışarıda insanlarla anlaşmakta zorlanacağımızdan endişelenerek kendimize sosyalleşme imkanı vermeyebiliyoruz. Bu da bir noktada sosyal anksiyete deneyimlememize neden olabiliyor.

Göçmenlerin Karşılaştığı Psikolojik Sorunlar

Yukarıda da bahsettiğimiz nedenlerden ötürü, göç eden kişiler çeşitli psikolojik sorunlara karşı daha savunmasız kalabiliyor. Peki bunlar arasında başlıca hangi psikolojik sorunlar yer alıyor? Hadi daha yakından bakalım!

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)

Savaş, şiddet veya hayat koşullarını tehdit eden nedenlerden dolayı göç eden insanlar, hem geçmiş deneyimleri hem de göç yolculuğunun şartları nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayabiliyorlar. TSSB; geriye dönük kabuslar, travmatik anıların tekrarlayan bir şekilde akla gelmesi, sürekli tetikte olma ve kaçınma davranışlarına neden olduğu için oldukça zorlayıcı olabiliyor. Bu nedenle zorlu bir göç deneyimi yaşayan insanların psikolojik desteğe ulaşabilmesi büyük önem taşıyor. 

Depresyon ve anksiyete

Göçmenler arasında en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan biri depresyon olarak karşımıza çıkıyor. Göç stresi, sosyal destek ağlarının kaybolması, yeni bir kültüre adapte olmanın zorlukları ve izolasyon hissi kişileri depresyona karşı savunmasız hale getirebiliyor. Depresyon sürecindeki kişiler devamlı yorgunluk, isteksizlik, uyku sorunları, eskiden keyif veren şeylerin artık keyif vermemesi ve süregelen bir üzüntü yaşıyorlar. 

Bir diğer yandan; yasal statü, iş arayışı, konaklama sorunları, belirsizlik veya sosyal ilişkilerdeki zorluklar nedeniyle göç eden kişiler yüksek oranda kaygı yaşayabiliyorlar. Kaygı devamlı hale gelip kronikleştiğinde anksiyete bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle sıkıntılar baş gösterdiğinde zaman kaybetmeden destek almak kaygı bozukluğunun önüne geçebiliyor. 

Kimlik karmaşası

İnsan özellikle belirli bir yaştan sonra göç ettiğinde içinde büyümüş olduğu kültür ve yaşamaya başladığı ülkenin kültürü arasına sıkışmış hissedebiliyor. Bu durum kişinin benliğini, değerlerini ve önceliklerini sorgulamasına yol açarak bir kimlik karmaşasına yol açabiliyor. Bu durum kısa süreli deneyimlendiğinde ve kişi bunu gelişimi için bir fırsat olarak değerlendirdiğinde bir sorun olmanın aksine bir büyüme fırsatı haline gelebiliyor. Fakat insan yaşamının her alanında sürekli olarak bu çatışmayı deneyimlediğinde iyilik hali olumsuz yönde etkilenmeye başlıyor.

Göç Psikolojisi ve Aile Dinamikleri

Göç psikolojisi, göç deneyiminin hem birey hem de aile dinamikleri üzerinde etkileri olduğunu gösteriyor. Çünkü göç deneyimi, aile bireylerinin rollerinde, ilişkilerde ve aile yapısında önemli değişikliklere neden olarak ailenin tüm üyelerini etkiliyor. Özellikle aile bireyleri birbirlerinden ayrılmak zorunda kaldıklarında bu etkiler daha da önemli bir boyut kazanabiliyor. Fakat bu süreç bilinçli bir şekilde yönetildiğinde aile dinamiklerinin yeniden düzenlenmesi ve aile bağlarının güçlenmesi de mümkün olabiliyor. Göz sırasında kök ailelerden öğrenilen çeşitli alışkanlık ve geleneklerin bozulması da aile dinamiklerini sarsabiliyor. Ebeveynlik stillerinin, eğlence anlayışının veya günlük alışkanlıkların değişmesi kimi zaman aile içerisinde çatışmalara yol açabiliyor. 

Göç Sürecinde Profesyonel Yardımın Önemi

Göç psikolojisi disiplininde yapılan araştırmaların ortaya koyduğu nedenlerden ötürü hem göçmen bireyler hem de aileleri göç sürecinde ve sonrasında psikolojik anlamda zorlanabiliyorlar. Bu sorunlardan bazıları kronik bir hal aldığında insanların yaşam kaliteleri ve hemn fiziksel hem de mental sağlıkları üzerinde önemli sonuçlara yol açabiliyor. Tüm bunlar bize göç sürecinde profesyonel yardım almanın önemli ve gerekli olduğunu gösteriyor. Psikolojik destek almayı göz önünde bulundururken öncelikle kendimize yeni bir yere taşınmanın her yönüyle olumlu bir deneyim olmak zorunda olmadığını ve bu konuda yardım almanın utanılacak bir tarafı olmadığını hatırlatmamız gerekiyor. Hatta kimi zaman herhangi bir sorunla karşılaşmadan önce de zorlayıcı olabilecek bu döneme karşı dayanıklılığımızı artırmak adına psikolojik destek almayı tercih edebiliyoruz. Göç sürecinde profesyonel yardım alırken özellikle kültürlerarası veya sistemik terapi yaklaşımlarını önceliklendirmek bize yardımcı olabiliyor. Psikoterapi desteğinin yanı sıra içine gireceğimiz kültüre aşinalığımızı artırmak için okumalar ve araştırmalar yapmak ve bu sayede o kültürde kutlanan özel günleri, yapılan özel yemekleri, varsa topluma atfedilen belli başlı özellikleri öğrenmek sürecin üzerimizde yarattığı şok etkisini azaltabiliyor.

Göç Sürecinde #RelateYanında!

Eğer bu süreçte bir mental sağlık uzmanına ulaşmakta güçlük çekiyorsan veya kendi kendine dayanıklılığını artırmak üzerine çalışmak istiyorsan #RelateYanında! Hemen uygulamaya girerek uzman psikologlar tarafından hazırlanmış “Psikolojik Dayanıklılık Kazanmak”, “Zor Duygularla Baş Etmek” veya “Belirsizlikle Baş Etmek” isimli yolculuklardan birine başlayarak göç döneminde psikolojik sağlığını destekleyebilirsin. Günlük görevler sayesinde, yolculuk boyunca kazandığın farkındalıkları partiğe dökme şansına sahip olabilirsin. 

Bu ve benzeri konularda daha fazla bilgi edinmek için şimdi kendine Relate üyeliği hediye et! Hemen edindiğin bilgileri hayatına uygulamaya ve daha iyi hissetmeye başla.
RELATE'İ ÜCRETSİZ İNDİR

Diğer Blog Yazılarımız:

DİĞER YAZILAR